Denizcilik, doğayla yüzyüze gelip, onunla, kendi kuralları içinde başa çıkma yeteneğidir. Ancak, her yeteneğin kazanılmasında olduğu gibi, denizcilikte de önce doğru bilgiyle donatılmak ve sonra bu bilgiyi, yaparak/yaşayarak pekiştirmek gerekir.

 Aslında, doğanın (göreceli olarak) en güvenli ortamı olan deniz, bilgisizliği ve özellikle de adam sendeciliği asla bağışlamaz, denizin şakası hiç olmaz. Bir denizci için, değişik fizik yasalarının etkilediği üç boyutlu bir hareket ortamında gemisini kullanmak, denizcilik yaşamının belki en kolay aşamasıdır. Asıl zorluk, bir satranç ustası gibi, yalnız o anı değil, bir veya birkaç aşama sonrasını da değerlendirebilmektir. Bir denizci için edinilmesi gereken asıl “yetenek” budur.

Dünya denizcilik tarihinin her döneminde, aynı deniz alanında birden fazla sayıda gemi bulunması, olası bazı sorunların (tehlikelerin) doğmasına da neden olmuştur. En büyük sorun, doğa güçleri ve coğrafyadan kaynaklanan sorunlar değil, bir diğer gemiyle çatışmayı önlemek için alınması gereken önlemlerin ne olduğunun ve nasıl davranılacağının önceden bilinmesi, kestirilebilmesidir. Hukuk bilimi, insanların ortak yaşamında karşılaşılan sorunların giderilebilmesi için tek yolunun kural koymak olmadığını, bu kuralın çıkış gereksiniminin ve kuralın uygulanmasına neden olacak bir olay karşısında nasıl davranılması gerektiğinin bilinmesi zorunluluğu üzerinde durmaktadır. Dolayısıyla, denizcilikte de çatışmayı önlemek amacıyla kurallar belirlemek, tek çözüm yolu değildir.

Günümüzde her gün bir yenisiyle tanıştığımız ve her biri hızla gelişen modern teknolojilerden gemiler de nasibini almaktadır. Gemilerin hız ve manevra yapabilme yetenekleri, düne göre büyük farklılıklar ve gelişmeler göstermiştir. Ancak yine de, bu yüksek teknolojilerle donatılmış her gemi, bir insan aklının muhakemesine gereksinim duyar. Ayrıca bu ileri teknoloji ürünleri, hiç umulmadık yer ve zamanda görev yapamaz duruma gelebilir, kullanıcısı insandan, en kısa zamanda bir çözüm yolu bulmasını bekler. Bugün, çoğu iş kolundaki üst düzey yönetici gibi, bir süper tankerin köprüüstünde veya küçük bir yatın havuzluğunda gemisini yöneten denizci de her an durum değerlendirmesi ve buhran yönetimi ilkelerini uygulamak zorundadır. Bunun için tek çözüm “bilgi”, diğer bir deyişle konuyla ilgili doğru bilgiyi edinme, edinilen bilgiyi sorgulama ve yorumlayabilme yetisidir.

Denizde can ve mal güvenliğinin sağlanması ve sürdürülmesine yönelik önlemler konusunda gerek askeri, gerekse ticari denizcilik alanlarında birçok eğitsel etkinlik başarıyla sürdürülmekte ve küçümsenmeyecek gelişmeler kaydedilmektedir. Ancak, coğrafi yapısı nedeniyle “denizci” bir ülke konumundaki ülkemizde, giderek artan “amatör denizcilik” etkinlikleri içinde yer alan denizcilerin, bir “denizci ulus”un bireyleri olarak eğitildikleri konusunda endişeler taşınmaktadır. Uluslararası düzeyde, denizde güvenli yaşamın temelini oluşturan denizde çatışmayı önleme kuralları, ister bir profesyonel, isterse bir amatör denizci tarafından uygulanıyor olsun, denizle iç içe olan her bireyin bilmesi ve uygulaması gereken, olmazsa olmaz kurallardır.

Açık kaynaklardan edinilen istatistik bilgileriyle örneklenecek olursa, yalnızca İstanbul Boğazı’nda, günlük gemi geçiş sayısı yaklaşık 130’dur. Bu gemilerden %95’i, boyu 200 metreden kısa gemiler olup, boğaz trafiğinin %17’sini tankerler oluşturmaktadır. 2004 yılından bu yana Gemi Trafik Hizmetleri (VTS) ile desteklenmesi sonucunda, deniz kazalarında büyük bir azalma yaşanan İstanbul Boğazı’nda oluşan kazaların ortalama %45’i “çatışma” biçimindedir. Çatışma türü kazaların oluşma nedenleri içinde en yüksek oran, yıllara göre çok az değişimlerle %22,5 ile insan hatası ve bunların da %39’u Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü kurallarına uymamaktan kaynaklanmaktadır.

Ne var ki, bu denli önemli bir husus, denizcilik öğretim ve eğitim uygulamalarımızda asıl alması gereken haklı yerine henüz ulaşamamıştır. Uluslararası sözleşme biçimindeki içeriği nedeniyle ilk kez Bakanlar Kurulu’nca onaylandığı 1977 yılından bu yana, Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nün, kullanıcı düzeyinde yeterince yorumlanmadığı değerlendirilmektedir. “Kural kuraldır” yaklaşımıyla ve yalnızca öğreticinin kişisel yorumlarıyla öğretilen bu bilgiler, denizcilerin kişisel değerlendirmelerine bırakılmış gibidir. Çünkü, deniz kazalarına yönelik yargılama sonuçları dışında, bu konulardaki yorumları içeren “yeterince” yazılı belge/eser bulunmamaktadır. Var olanların çoğu da tartışmaya açıktır. Halen yürürlükte olan Tüzüğün içeriği, bazı çeviri hatalarının yanı sıra, birebir çeviri ilkesine bağlı kalmak zorunluluğu nedeniyle (çoğu kez, bunları yıllardır uygulayan profesyonel denizciler tarafından bile) zorlukla anlaşılabilir cümlelerle doludur. Ayrıca, balıkçısından Uzakyol Süvarisine, miçosundan Amirale ve hatta bir yelken yattaki amatör denizcisine kadar tüm Türk denizcilik toplumunun ortak dili olarak yaklaşık 550 yıldır geçerli olan Denizcilik Dilimizle de bağdaşmayan deyimler içermektedir.

lng

Bu çalışmanın başlangıcında yapılan kaynak araştırmasında, ülkemiz gibi denizci ülke olan veya bu sıfatı kazanmak için çaba gösteren ülkelerde, bu konuda birçok eserin varlığı belirlenmiştir. Ancak, bu eserler, doğal olarak, yayınlandıkları ülkelerin özel konumlarına veya iç sularında uygulanan özel kurallarına yönelik bilgileri içermektedir. Örneğin; kendi ana dilinde yazılmış olması nedeniyle ABD ve İngiltere’de yayınlanan eserlerin hemen hiç birisinde kuralların ayrıca yorumlanmasına gereksinim duyulmamıştır. Oysa, denizci genç kuşağın da bu önemli kuralları anlayabilmesini sağlamak bakımından, çeviri olsa bile kuralların cümle yapısı, güzel Türkçemizin kolay anlaşılabilirliği sağlayan niteliklerine bağlı kalarak düzenlenmelidir. Okuyucu denizcinin, kuralı, daha kalıcı olarak belleyebilmesi için, görsel olanaklardan el verdiğince fazla yararlanmak, öğretim ve eğitimin temel kuralıdır.

Denizde çatışmayı önleme kurallarının tanıtımı ve bellenmesindeki en önemli husus, kullanıcı denizcinin içinde bulunduğu olumsuz ortam ve koşulların, onun, zamanı durdurup, bir yayına başvurmasına olanak vermemesidir. Diğer bir deyişle, bu kuralların öğrenim ve eğitimi, kalıcı olacak biçimde daha önceden yapılmış olmalı ve seyir süresince, değişen durum ve koşullara göre sürekli değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak bir denizci, aynı anda hem gemicilik, hem de hukuk kavramlarını bir arada kapsayan bu kuralları, bir kaza sonucunda kendini savunma amacıyla değil, herhangi bir olumsuzluğun hiç yaşanmaması için hangi önlemleri, ne kadar süre öncesinden ve nasıl alabileceğini yorumlayabilmek amacıyla öğrenmeli, uygulamalıdır.

Dileriz ki, Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nün içeriğinin açıklanması ve yorumlanması hususunda bir “ilk” olan bu yayın, en kısa zamanda, gerek deneyimli denizkurtları, gerekse deniz hukuku uzmanları tarafından kapsamı daha da genişletilerek, tüm denizcilerimizin kullanımına sunulur.

D.Ş.YARKIN - S.B.BAYLAN - D.B.YARKIN

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları